29 Haziran 2016 Çarşamba

Havalimanında Hain Terör Saldırısı


Duyarlı bir vatandaş olmak adına böyle bir paylaşım yapmasak olmazdı.Ve şuan herkesi duyarlı ve özenli bir vatandaş olmaya davet ediyorum.

Terör yıllardan beri ülkemizde.Pkk vardı,daha sonra Işid çıktı Pyd çıktı ve daha bir sürü terör örgütü...Önce İstiklal Caddesi'nde yaşanan patlama,daha sonra Ygs çıkışı birçok öğrencinin bulunduğu Ankara Kızılay Meydanı'nda gerçekleştirilen kanlı saldırı.Bunları takip eden Bursa,Gaziantep patlamaları ve daha nicesi.Hepsi kalbimizi derinden yaraladı.Hepsi bizim çocuklarımız,annemiz,babamız,askerimiz,polisimizdi.

İnst'ram'a F'book'a giriyorum,şehitlerimize başsağlığı dileyen paylaşımların altında saçma sapan yorumlar.Bu yorumları yapanların amacı ne,bilmiyorum.Fakat cahil olarak nitelendirilebilecek bir kesim bu insanlar.Dertleri tasaları sadece gereksiz bir tartışma ortamı yaratıp ortadan kaybolmak.

Şuan açıklanan şehitlerimizin sayısı 41.Lakin gerçek rakam hiçbir zaman açıklanmaz,vatandaşları korkutmamak adına.Ve bunu üzülerek söylüyorum,benim amcamda o saatlerde havalimanındaydı.Allah'tan diğer taraftaymış da başına kötü bir şey gelmemiş.Nedense daha fazlası olmuş da,amcam bizi telaşa düşürmemek için söylememiş gibi hissediyorum.Patlamadan hemen sonra vatandaşın biriyle röportaj yapıldı ve rehin alındığını ifade etti.Umarım böyle bir şey olmamıştır.

Bu saldırılar ülkenin imajını ve ekonomisini kötü etkiliyor ister istemez.Doğuya bu yıl hiç turist gelmedi,denize kıyısı olan büyük şehirlerimize gelenlerde ise geçen seneye oranla müthiş bir düşüş yaşandı.Diğer ülkeler vatandaşlarına ''Türkiye'ye gitmeyin!'' uyarısında bulunuyor.

Bu saldırılar her zaman yaşanacak,bu kaçınılmaz bir gerçek.Fakat umarız bizim ülkemizde yaşanmaya devam etmez.Hepimiz yastayız ve ölen kişilerin yakınlarına baş sağlığı diliyoruz.


Hint Dizileri Bağımlılığı


Öylesine bile uğramadığım Kanal 7'ye bu aralar sıklıkla uğruyorum.Nedeni ise yayınlamaya başladıklarından beri reyting rekoru kıran Hint dizileri.

Yayınladıkları ilk dizi Bir Garip Aşk'tı ve deyim yerindeyse reytingleri salladı.Sosyal medya dahil her yerde lafı edilir oldu.Arkadaşımın tavsiyesiyle ''Neymiş bakiyim bu?'' diye uğradım ve bir anda bağımlısı oldum.

Bazı saçmalıklar yok değil,hatta bir dizide görmeye dayanamayacağım bir sürü saçmalıklar var.Örneğin;

  • Bir erkek bir kadına bakıyor ve bu bakışma yaklaşık 10 dakika boyunca sürüyor.
  • Kızın saçları nereden olduğu bilinmeyen bir rüzgarla durup dururken oradan oraya savruluyor.  

Bazı özellikleri ise bizim alışık olmadığımız türden:
  • Her bölüm 20 dakika fakat Kanal 7 bir seferde 6 bölüm yayınlıyor.
  • Bölüm sayıları 400-500 gibi aşırı seviyelerde fakat bölümlerin kısalığı göz önüne alınınca dizi sıkacak düzeyde ilerlemiyor.
  • Başroldeki adam her zaman kötü bir adam oluyor ve kesinlikle çocukluğundan kalan bir travması bulunuyor.
  • Hiçbir zaman ikinci adam itemi olmuyor.
  • İki başrol mutlaka zorunluluktan evleniyor ve bu vesileyle birbirlerine aşık olmaya başlıyorlar.
  • Başroldeki adam kıza başlarda sürekli acı çektiriyor ya da intikam alıyor.
  • Başroldeki adamlar sürekli yakışıklı yüzlerden oluşuyor :)
  • Kızlar hep saf,hep temiz ve intikam alındığı zamanlar aşırı itaatkar oluyor.Yav kardeş bi' bağır-çağır,tokat at,sen de ondan intikam al.Yok bunlar,yok!

Bir Garip Aşk'taki adam nasıl oyuncu olabildi hala şaşıyorum.O kadar kasıntı ve öfkesi inandırıcılıktan o kadar uzaktı ki...Yürüyüşünde bile bana saç baş yoldurtan bir tip kısacası.Bahsettiğim şahıs:

                                     Aktrisimizin adı Sanaya Irani-Aktörümüzün ismi Barun Sobti


Bir Garip Aşk'tan sonra beklentiler fazla yükseldi ve Hint dizilerinin tuttuğunu gören Kanal 7,farklı dizileri yayına koymaya devam etti.

İkinci dizimiz Sensiz Olmaz'dı.Bir Garip Aşk'taki kızı burada da gördük fakat iyi mi kötü mü bilemedik.Dizi ilerledikçe iyi olduğuna karar verdik fakat sonra adamın peşinden koşan yapışkan bir kıza dönüşünce nefret ettik.En azından ben.Kız adamın peşinden koşmaya başladığı anda diziyi bıraktım.Lakin başroldeki adama azıcık,küçücük,birazcık aşık olmuş olabilirim :) Bakınız:

Aktörümüzün adı Ashish Sarma

Şuan Yalancı Bahar adında yeni bir dizi başladı.Farkındayım,ismi bizim entrikalı ve bir o kadar da saçma Türk dizilerini anımsatıyor.İki başrolde çok hoşuma gitti.Özellikle de bu başrol :)

            Aktörümüzün adı Vivian Dsena


Ne kadar saçma olsa da hala izlemeye devam ediyorum.Umarım hayırlısıyla sonunu getiririz.


En Güzel Kore Filmi:Daddy Long Legs

             
              Evet,ismi çok garip,evet posterler berbat ve evet eski bir yapım.Fakat bunlar o kadar gereksiz bahaneler ki.Bu filmi izlemediğim her günümü boşuna geçirmişim.Çok sevdiğim bir blogger sayesinde bu filmi izledim.2 sene önce rastlamış,ilk on dakikasını izlemiş 'Bu ne ya!' diyerek ekranı kapatmıştım.Fakat uzun zamandır film izlemeyen ben,bu filmle birlikte dizileri bırakmaya bile karar vermiş olabilirim (bırakmadı).

               Korece ismi Kidari Ahjussi,yani Bekleyen Adam gibi bir anlamı var.Sevgili Nabrut sayesinde küçükken okuduğumuz Örümcek Dede hikayesinden alıntı olduğunu öğrendim.Fakat ayrıntılar pek hatırımda değil sadece bir adamın gizlice bir kıza yardım ettiğini hatırlıyorum.Peki Daddy Long Legs niye bizim lügata Örümcek Dede olarak geçmiş?İşte sebebi:

              
          Daddy longs diye adlandırılan aslında bu örümcek ve bizim sonuç odaklı Türk kafalarımız hikayeye direkt bu ismi vermeyi uygun görmüş.


                 Oyuncularımız Ha Ji Won ve hala nerede gördüğümü hatırlayamadığım Yeon Jong Hun.Yani bu çekici şahsiyet:


                 Ha Ji Won'un olmadığı kaliteli bir yapım yokmuş,bunu anladım.Pardon!İlk izlediğim ve beni Kore filmlerinden soğutan Bay Kibirli ile 100 Gün filmi.Hazır bahsetmişken,sakın bu filmi izlemeyin.Mantık dışı başka bir film daha yok.Ha Ji Won'un acemilik zamanlarına da bu filmle tanık olmuş oluyoruz maalesef.


Filmimizin Konusu:Ha Ji Won küçükken anne ve babasını kaybetmiş ve bir nevi kendi kendini büyütmüştür.Kendisine bir zaman sonra gizemli biri mektuplar ve hediyeler göndermeye başlar.Ha Ji Won yüzünü görmediği bu adama 'Kidari Ahjussi' lakabını takmıştır.Acaba bu ikisini ne gibi bir neden bir araya getirecektir?

             Filmden çok fazla bahsedip spoiler vermek istemiyorum.İzleyip görmelisiniz.Ve hala izlemedi iseniz mutlaka izlemelisiniz!



Not:Bu bölümden sonrası spoiler içermektedir.

Film hakkındaki yorumlarım;

  • Bu filmin bana en büyük getirisi Yeon Jong Hun'u tanıtmış olması.
  • Başrolün kızımıza aşık olduğunu biliyordum fakat aşkının bu kadar tutkulu olması,beni müthiş bir kıskançlığa itti :)
  • Ahjussi denilince benim kafamda şekillenen zengin bir iş adamıydı.Yani sınıf arkadaşının büyük aşkı çıkması beni baya şaşırttı.
  • Filme beni yakın kılan nedenlerden biri ise Ha Ji Won'un ellerine yaktığı kınalardı.Bu bana biraz da A Millioners First Love filmini anımsattı.
  • Hyun Bin'i yan rolde izlemek beni hem şaşırttı hem de mutlu etti.
  • Beni can evimden vuran replik ise şuydu:''O gün asansöre koşmadan önce seni kütüphane de görmüştüm.Seni ilk gördüğüm zaman bana o kadar tanıdık gelmiştin ki sana aşık olduğumu biliyordum.Komik değil mi?Bir yabancıya aşık olmak.''


                Film beni derinden etkiledi ve uzun sürede etkisinden çıkabileceğimi sanmıyorum.Sizin film hakkındaki yorumlarınız neler?Benim kadar etkilendiniz mi yoksa o kadar da hoşunuza gitmedi mi?


28 Haziran 2016 Salı

Yine mi Köfte?


                 Evet,bu bizim her akşam yemeğinde görmek istediğimiz nefis köftecikler.Yanında patatesle biber olunca tadından yenmez.Peki bu köfteler neden ince belli mini mini bir kız olmaya çalışırken karşımıza çıkar?Bizler kızız.Bulunduğumuz kilo her zaman fazladır gözümüzde.Diyet yapmalıyız ki inceymiş gibi hissedebilelim.Bir günlüğüne de olsa 'Hayır canım,ben diyetteyim.' triplerine girebilelim.2 gün yeşil çay içince 'Basenler gitmiş mi ne?' diyebilelim.

        Fakat bu zorlu (!) yolculuğun başında o güzelim akşam yemeği menüsünde mısır salatası ve yulaf lapası olması gerekirken,fırında patates,kızartma,nohut-pilav ve üstüne taze taze şekerpare olması kaderin bize bir oyunu mu?Yoksa analarımızın nefsimizi terbiye etme çabalarımı? 'Anne bugün güzel bir yemek yapma,diyete başladım ben.' 'Kızım kilon iyi senin,ne diyeti?' 'Olsun anne,daha da inceleceğim ben.' Gün boyu ağızda sakızlarla,tadını bitkiden başka her şeyden almış bitki çaylarıyla ve 3 dilim kepekli ekmekle karnımızı doyurmaya çalışırken akşama doğru burnumuza nefis kokular gelir.Bu yulaf lapasının kokusu değil elbette.Özenle seçilmiş,her biri yüksek kalorili yemekler ve tatlılar.Annemin yemek masasında attığı bakış ise eşsiz.'Demek sen ben evdeyken diyet yapmaya kalkarsın ha!' Kendimi tuttum,tuttum ve tuttum.Benden bu kadar.3 saniye içinde ağzına beş farklı yemek sokabilen bir insana dönüşürken annemin o zafer dolu bakışlarına maruz kalmak çok da güzel bir his değil.Tamam anne,sen kazandın.Ben gene kaybettim ve sen kazandın.


            'Yine hüsraaaaaaaan,her daaaaaim!Feryat figaaaaaaan kalbim!' Ceceli şarkılarıyla avutuyorum kendimi.Benim diyet yapmam için tek bir ihtimal kaldı artık:Kuzey Kutbu'na taşınıp minik bir igloda yaşarken buzları kemirmek!

27 Haziran 2016 Pazartesi

İzlenesi K-Pop Klipleri

               Sevdiğimiz birçok k-pop şarkısı var.Kulağa hitap ettiği kadar göze de hitap ediyor çoğu zaman.Hele bazı video klipler var ki dizi izler gibi izliyoruz gün boyu.İşte onlardan bazıları:

1)Taemin-Danger


Shinee grubunun sevimli maknaesi burada sert bir yakışıklı olarak karşımıza çıkıyor.


2)Jonghyun-Crazy feat.Iron


Hayran olduğum başka bir klip daha yok herhalde.Her sahnesi mükemmel özen  ve mükemmel bir kurguyla hazırlanmış.Bu kliple gözleriniz bayram edecek :)



3)Henry-Trap feat.Taemin/Kyuhyun


Henry-Taemin ve Kyuhyun üçlüsünden mükemmel bir düet.



4)Super Junior-Evanesce


Takım elbiselerine ba-yıl-dım.Özellikle Eunhyuk'un dans sahnesi tekrar tekrar sarılıp izlenecek cinsten.




5)Donghae/Eunhyuk-Growing Pains


Hikayesi bir o kadar hüzünlü bu klipte gözyaşlarınızı tutamayacaksınız...




6)Exo-Growl


Mükemmel dans koreografisiyle karşınızda:EXO!



  
7)Bts-Fire



Dope'tan sonra kalite kokan bir Bts şarkısı daha.İzlemeye doyamayacaksınız...



8)Bigbang-Bang Bang Bang


Klibi de güzel fakat performans klibini özellikle izlemelisiniz.GD'nin devleştiği bu koreografi mutlaka 'en'ler arasına girecek düzeyde.



9)GD-That XX



Klibinin etkisi uzun süre çıkmayan şarkılardan.Fakat bu şarkıyı ayrıntılı ön izlemesini okuduktan sonra izlemelisiniz.



                Klipleri izlenesi bu müzik videolarını sizlerle paylaşmaktan büyük bir zevk aldım.Umarım sizde izlerken keyif alırsınız.Buraya tıklayarak hazırlanan ikinci posta göz atabilirsiniz.İyi seyirler!












Şeker (!) Bayramı


Malumunuz Ramazan ayı sona ermek üzere ve bayram yaklaşıyor.Fakat bu bayrama şeker bayramı mı denmeli yoksa Ramazan Bayramı mı?Küçükken halama sormuştum 'Neden şeker bayramı diyoruz hala?' diye.'Olur mu canım öyle şey,şeker bayramı milletin uydurması,doğrusu Ramazan Bayramı!' Halam bana bu cevabı vermiş fakat millet neden şeker bayramı diyor,bunun açıklamasını yapmamıştı.Benim nihai fikrim bayramdan sonra çocuklara dağıtılan şekerlerden ötürü bu ismin verildiğiydi.Yanlış değil fakat sizler için (aynı zamanda kendim için) biraz araştırayım dedim ve bu vesileyle Murat Bardakçı'nın köşe yazısına rastladım.İnsanların Ramazan sonunda Allah'ın verdiği nimetlere şükrettiği,bu yüzden Ramazanın sona ermesiyle Şükür Bayramı dedikleri aktarılmış.Şükür Bayramı ise halk arasında zamanla dolaşarak 'Şeker Bayramı' olarak dile getirilmeye başlanmış.Halama göre Şeker Bayramı demek günah sayılıyor.Neden diye sorduğumda ise beni tatmin eden bir açıklaması olmadı.


Yıllardan beri süregelen gereksiz bir tartışma bana göre.İstemeden tanık olduğum komik ve bir o kadar da acınası bir olaydan bahsetmek istiyorum sizlere.Annem iftara yakın bir arkadaşı ve ailesini çağırmıştı.8 yaşlarında tatlı mı tatlı minik bir de yumurcak vardı.İftardan sonra çaylarımızı içerken bu tatlı oğlan öbür odadan koşturarak annesinin yanına geldi:'Anneeeee!Şeker Bayramı'na kaç gün kaldıııı?!' 'Bir daha Şeker Bayramı dediğini duyarsam senin o ağzına biber sürerim!Ne demek Şeker Bayramı?Günah günah!' Annemle ben bu manzarayı ağzımız açık bir şekilde izledik.Demek ki annem de bilmiyordu arkadaşının böyle saçma fikirlere sahip olduğunu....


Her yıl ortaya atılmazsa olmazsa olmazlardan,beyni gereksiz yere meşgul eden akla aykırı tartışmalardan bir tanesi bu sene de baş gösterdi ne yazık ki.Halkımızı bu fikirlere iten kişilerde siyasi büyüklerimizden başkası değil.Umarız bu tartışma ileride bir gün sona erer.Tabii onun yerine başka isimler bulunmaya devam edilmezse...


26 Haziran 2016 Pazar

Ütopya'dan Kaçış


           Kendime oluşturduğum ve kendimi alıştırdığım bir Ütopya burası.İnsanlardan kaçabildiğim.Yorumlarından,kırıcı sözlerinden uzak durabildiğim upuzak bir dünya.İstediğim kadar ağaç,çiçek,böcek ve daha bir çok şey yaratabildiğim sihirli bir yer.Her zaman aynı şeyi yaratmam,sıkılırım çünkü.Bazen yakışıklı bir çocukla dünya turuna çıkarım,bazen bir tavşanla dertleşirim bazen de uzandığım yerden abur cuburlarımı yerim bazen hem yönetmenliğini hem senaristliğini hem kameramanlığını kendim yaptığım filmimi izler,uyur kalırım.Bazen de çocukluğumun trenine atlar ve babamla gitmek istediğim lunaparka gider,doya doya eğlenirim.Her şeyi yapabildiğim bu dünyanın tek bir kısıtlaması var:zaman.Tavşanımla dertleşmek için on dakikam vardır,filmimi izlemek için üç dakikam,abur cuburlarımı mideye indirmek içinse bir...Süre sona erdikten sonra gerçek dünyaya dönmek zorundayım.Annemden azar işitmeli,kardeşimle kavga etmeli,markete gitmeli,çarşaf değiştirmeli,perdeleri asmalı ve sınavlarıma çalışmalıyım.

           Ütopyama benden izinsiz girmeye kalkışan çok maalesef.Varlığını öğrendiklerinden beri,şifresini kırmaya çalıştılar sürekli.Bazen arzulayarak,bazense...İstemsizce açabiliyorum onlara bu gizli yolculuğun kapısını.Bir lafıyla bir sözüyle süzülüveriyorlar dünyama.Kovmaya çalışıyorum fakat nafile.Kafamda oldukları sürece ütopyamında misafiri oluyorlar.Dünya turumu yarıda kesiyorlar,filmimi kapatıp kendi filmlerini araya sokuyorlar,babamın oturacağı koltuğa fütursuzca oturuyorlar.Bana rahat vermiyorlar kısacası.Onları kovmanın tek yolu ise onları düşünmemek.Silüetlerini hayalimden kovup,bir daha o kapıdan geçirmemek.Çoğu zaman bu savaşı kaybetsem de umursamıyorum.Çünkü yolculuğumun her saniyesi bir altın kadar değerli benim için...

           Bazen uğramadığım oluyor tabii.Darılıyor bana herkes.Özür dilerim.Bencilim ne yazık ki.Sadece saklanmak istediğimde uğruyorum bu mahrem dünyaya.Üzgün olduğumda,ağladığımda,mutsuz olduğumda çalıyorum kapınızı.Mutlu olduğumda gelemem maalesef.Çünkü gerçek dünya mutlu olduğumda daha güzel,daha çekici ve fazlasıyla aldatıcı...

   

23 Haziran 2016 Perşembe

Yong Pal Konusu-Dizi Yorumu



Bu kadar övülüp göklere çıkarılan bir diziyi ben de izlemesem olmaz dedim ve 4 gün önce başladım.Fakat beni büyük bir hayal kırıklığına uğrattı.Neden mi?Yorum kısmında daha detaylı açıklayacağım fakat yorumlara geçmeden önce dizimizin konusundan ve karakterlerinden bahsedelim:


Konusu:Joo Won Hanshin Hastanesi'nde çalışan mükemmel bir doktordur fakat kardeşini tedavi ettirmek için daha fazla paraya ihtiyacı vardır bu yüzden 'Yong Pal' takma adıyla mafyaları gizlice tedavi etmektedir.Bir gün Kim Tae Hee ile tanışır ve hayatı tamamen değişir.

Karakterlerimiz:

Kim Tae Hee-Han Yeo Jin



Hanshin Holding'in başkanıdır.Abisi başkan olmak istemiş fakat başaramıştır o yüzden özel donanımlı gizli bir odada Yeo Jin'i 3 sene boyunca hapsetmiş (uyutmuş) ve yasal vasisi olarak kendisi başkan olmuştur.Bunu öğrendiğinde ise olayların seyri tamamen değişecektir.


Joo Won-Kim Tae Hyun



Hanshin Hastanesi'nde asistan doktordur.Fakat kardeşi diyaliz hastasıdır ve masrafları çok pahalıdır bu yüzden 'Yong Pal' takma adıyla gizlice mafyaları tedavi etmektedir.Bir gün Tae Hee ile yolları kesişecek ve hayatı tamamen değişecektir.


Jo Hyun Jae-Han Do Joon



Han Yeo Jin ile baba bir anne farklı iki kardeştirler.Fakat babası tarafından sürekli dışlanmış ve aşağılanmıştır.Bu yüzden kimseye sevgi beslemeyen abisi Yeo Jin'i 3 sene boyunca uyutarak başkanlık koltuğuna oturmuştur.


Chae Jung An-Lee Chae Yong



Han Do Joon'un karısıdır.Han Do Joon ile isteyerek evlenmediği için ondan nefret etmektedir.


Yorumlarımıza geçecek olursak;







  • Dizi gümbür gümbür başladı.Daha ilk dakikadan bağladı kendisine.8.bölüme kadar çok güzel ilerledi fakat ondan sonra 13.bölüme kadar sıkıcı bir biçimde monotonluk sardı diziyi.18.bölüme kadarı ise çöpten farksızdı.
  • Joo Won'u ilk defa izledim fakat abartıldığı kadar müthiş bir oyunculuğu yok.Tae Hee'nin ise oyunculuğunu kötülemişlerdi fakat ben beğendim.Gözlerinin sürekli yetimler gibi dolu dolu bakması ise sinir bozucu ayrıntılardan bir tanesiydi.
  • 49 Days'te izlediğim Jo Hyun Jae'yi burada kötü abi rolüyle görmek beni biraz şaşırttı.Fakat oyunculuğunu o zamandan bugüne geliştirmiş ve biraz daha kilo vermiş.Bu haliyle daha çok sevdirdi kendini.
  • Senaryo ise beklemediğim kadar marjinal,beklediğim kadar klişelerle doluydu.
  • İki başrol oyuncusu birbirine ne zaman aşık oldu anlamadım.Birbirlerinin yüzünü toplasan 1 saat görmediler.
  • Doktorculuk becerileri özenle hazırlanmıştı.Birkaç saçma şey yok değildi fakat genelinde göze batacak bir durum yoktu.
  • Bazı yerlerde gizemi koruyarak bizi merakta bırakmalılardı fakat bütün planlar izleyicinin gözüne gözüne sokuldu.
  • Tae Hee'nin sonradan saçlarını kısaltması da 'zengin' klişelerinden bir tanesiydi.
  • Joo Won ve Tae Hee'yi yakıştıramadım açıkçası.Daha doğrusu Joo Won fazlasıyla kasıntıydı ve aşık rolü konusunda berbattı.Fakat yiğidi öldür hakkını yeme.Ağladığı sahnelerde beni benden aldı.
  • Dizi zaten 16 bölümmüş niye gereksiz bir şekilde 18.bölüme kadar uzattılar anlamadım.Senaristler uzatacağız diye o kadar saçmalamışlar ki son bölümleri kendimi ite kaka izledim.
  • Dizi dram,entrika tamam.Fakat bölümler ilerledikçe medikal kısımlar geri plana itildi.Diziyi daha fazla entrika sarınca ise izlenmez hale geldi.
  • Bu kadar kötüledin hiç mi sevmedin diyeceksiniz.Benim gözümde bu dizi 13 bölüm.Yani oraya kadar izleyip bıraksanız da sorun değil.Hatta hayrınıza bile olur.Boşuna vakit kaybetmezsiniz.
  • Dizi boyunca en sevilen replik şuydu sanırım:''Kabustan kurtulmanın tek yolu uyanmaktır.Lakin uyanmayı reddedersem kabus devam eder.Sonra o kabus başka bir hakikat olur.''
  • Benim en sevdiğim replik ise Joo Won'un repliğiydi::''Farklı dünyaların insanıyız.Bunu unutmuşum.Ayrıca ben artık...ölü bir adamı kıskanmak istemiyorum.''

                                 Eğer diziyi izlemediyseniz emin olun çok da bir kaybınız yok.Benim tavsiyem ise yukarıda da belirttiğim gibi 13.bölüme kadar izleyip bırakmanız.Devamında hiçbir şey yok,sizi temin ederim.Merak ederim,derseniz de sardırarak izlemeniz tavsiyemdir.Diziyi izledi iseniz sizi aşağıdaki spoiler kısmına alalım :)


    Not:Bu bölümden sonrası spoiler içermektedir.

    • Kim Tae Hee'ye patronculuk rolü cuk oturmuş diyebilirim.Oturduğum yerden beni bile korkutmayı başardı.
    • Tae Hee'nin 'Diz çök!' dediği sahne ise bence en havalı sahnelerden bir tanesiydi.
    • Başkan rolüne cuk oturan Kim Tae Hee,aşık rolünde fazlasıyla samimiyetsizdi.Bu yüzden bence bu diziye en iyi Yoo Eun Hye yakışırdı diye düşünüyorum.
    • Etkilendiğim sahnelerden bir diğeri ise Tae Hee'nin başkan olduktan sonra yasak bölgeye abisini koydurup onu ziyaret etmesinde yaratılan ironiydi.
    • Dizi 13.bölüme kadar Joo Won üzerinden ilerlese de sonrasında tamamen Tae Hee odaklıydı bu yüzden bu bölümden sonrası çok saçma bir hal aldı.
    • Tae Hee güya koskoca holdingin sahibi fakat kadını ne masa başında gördük ne de elinde belgelerle uğraşırken.Göz doldurduğu tek yer ceketini omuzlarına attığı sahnelerdi.
    • Lee Chae Yong'un dizi boyunca sevmediği kocası için son 2 bölümde intikam alması ise tam bir fiyaskoydu.


    Dizi hakkında yorumlarım bunlar.18.bölüme kadar uzatılmasaydı,tam tadında bırakılsaydı eğer sevebilirdim diziyi fakat son bölümlerde o kadar saçmalamışlar ki bütün bir diziden soğuttular beni.İleride başkalarına tavsiye edebileceğimi sanmıyorum.Beni buraya kadar dinlediğiniz için teşekkürler.Sizlere 'Yong Pal'sız bir gün dilerim...

    22 Haziran 2016 Çarşamba

    'Çok Sevdim Ben Bunu!'


                Sürekli şahit olduğum insan tipi:'Çoook güzel!'Sizin olan bir şeyi beğenir.Sen kibarlık adına vermeyi teklif edersin o da ısrarla almak istemez.Aslında içten içe 'Buna nasıl sahip olabilirim?' diye planlar yapar.Mükemmel zamanlamayı tutturduğunda 'Ayy,bu çok güzelmiş!Keşke benimde böyle bir şeyim olsaydı.' der.Sizde onu kırmamak adına teklifte bulunursunuz:'Canım,istersen senin olabilir.' 'Yok canım ne münasebet.Alırım ben eğer denk gelirsem.Ama hayatımda gördüğüm en güzel şey.' 'Al canım al,senin olsun.' Ve böylece düşmana yeniliriz.Utana sıkıla alıyormuş gibi yapar,sana borcum olsun der ve çeker gider.Bu tip insanların karakterleri de neredeyse ortaktır..Bulaşık ortaya çıkar,ben bir lavaboya gideyim,olur.En güzel ve karşı çıkılamazı ise çocukla ilgilenmektir.Ki normal zamanda ilgilenmez,başkalarına devrederler.Tembeldirler aynı zamanda.Size dolaylı yoldan iş yaptırmak isterler.'Şunları poşete yerleştirdiniz mi?' Sanki ben senin poşetine bekçilik etmek zorundaymışım gibi.Zamanla tolerans gelişti tabi bende.Dolaylı yoldan mı söylüyorlar?Ben de dolaylı yoldan birkaç laf çaktırıyorum.Bulaşığa mı gelmiyorlar?Kendi bulaşığını bile yıkamaktan aciz adamla benim işim olmaz,muhabbetimde...Yanlış anlaşılmasın tabii.Bulaşık yıkamak değil benim sorunum.Sadece bu samimiyetsiz tavır ve davranışlar.Bu insanlar özellikle benim sevdiğim insanlarla fazladan iletişim kurmaya meyillidirler.Benim sevdiğim insan da kibarlığından her dediğine baş sallar,evet der.O insanın bulunduğu ortamda ben ben değilimdir artık.Protokol sandalyesine alınmış bir savcı kadar ciddileşirim.Fakat bu o 2 saat geçerlidir sadece.Gardım birden düşüverir sonrasında.Sevdiğim insana kin tutmaya çalışırım,başaramam.Sonuç olarak Bipolar Bozukluğu teşhisi konabilecek tipte bir insanım.

             Ben de ne kadar varsa sizin hayatınızda da o kadar vardır bu parazitlerden.Kurtuluş yolu hala belirsiz fakat bulduğumda haberdar edeceğimden emin olabilirsiniz...

    21 Haziran 2016 Salı

    Kore Müzik Piyasası




    Hepimiz dizi izlerken bile olsa ister istemez Korece müzikler dinlemiş,'Bu ne ki?' diye Y'tube'a girip bakmışızdır.Bazılarımız ise bu maceraya direkt K-pop ile başlar.Ben de dinledim tabii ki.Bir ara Exo'ya fena takmıştım.Bütün albüm müziklerini dinlemiş,katıldığı Tv programlarını izlemiştim.Ondan da sıkıldım haliyle.Şimdilerde Bigbang dinliyorum.Bir geldiler pir geldiler fakat devamını getirmediler.2016 Mtv müzik ödüllerinde 'En İyi Sanatçı' ödülünü almışlar.Hak ediyorlar mı?Hem de çok.

    K-pop takipçilerinin bildiği üzere Kore'de farklı farklı müzik şirketleri var.SM,YG,JYP gibi.SM Entertainment'in sanatçılarını baya,baya baya sıktığını hepimiz biliyoruz.Disiplin üst düzeyde.Fakat dünyaca ünlü sanatçılar çıkarmakta aynı zamanda.İkinci önemli şirket:YG Entertainment.Bigbang,2ne1 gibi dünyaca ünlü grupları var.İkon ise bu yolda ilerlemekte.YG,SM Ent. göre sıkı değil (kimse SM kadar sıkı olamaz) fakat burada da sevdiğimiz birçok sanatçı ve gruplar var.Kısacası müzik piyasasını şirketler yönetiyor,bizlerde izliyoruz.

    Grupları irdeleyecek olursak,kızları abartılı şekilde zayıf ve makyajlı,erkekleri ise yakışıklı yüzlerine göre seçmek gibi garip bir durum var.Koreografiler ise sıkı çalışmanın bir ürünü olarak karşımıza çıkıyor her seferinde.Danslar mükemmel olmak zorunda.En az bin defa pratik yapıyorlar.Sabah-akşam demeden.Grup içinde şahsi olarak single çıkaranlarda var.Belli bir kritere bağlı mı,tam olarak bilmiyorum.

    Fakat benim en sevmediğim nokta,parodiler.O kadar antipatik ve sinir bozucu ki.İki erkeği bile birbiriyle öpüştürdükleri oluyor.Hayranlar bunun neyine bayılıyor,hala anlayamıyorum.
                 
    Bildiklerimi sizlere kısaca aktarmaya çalıştım.K-pop demek 'mükemmelik' demek kısaca.Şarkıları,kızları,dansları.Fakat fazla mükemmellik doğru bir şey mi,burayı sorgulamakta fayda var...

    20 Haziran 2016 Pazartesi

    Avrupa Şampiyonası Laneti


                         
    A Milli Futbol takımımızın Şampiyonadaki grubunda üst üste 2 maçı kaybetmesi hepimizin umutlarını söndürdü ister istemez.8 yıl sonra bir Şampiyona'da Hırvatistan ile oynayacağımız için çok mutlu ve heyecanlıydık.İlk maçın kaybedilmesini fazla heyecana bağlıyorum ben.Bizim kalbimiz yerinden çıkacakken,oyunculara ne denilebilir ki?Fakat sonrasında yaşanan olaylar futbolun güzelliğine gölge düşürmekten başka bir işe yaramadı maalesef.Ozan Tufan ve Emre Mor'dan bahsediyorum.Yok o saçını oynamış yok diğeri Modric ile fotoğraf çekinmiş.İkiside genç ve tecrübesizler zaten.Sizlerin sosyal medya üzerinden genç oyuncularımıza bu kadar yüklenmenizin nedenini anlayamıyorum.Üstelik mağlubiyetle sonuçlanan bir maçtan sonra.Daha çok destek vermemiz gerekmez miydi?Yenseniz de yenilseniz de kalbimiz her zaman sizinle,dememiz gerekmiyordu?Hırvatistan maçında kötü oynadık,kabul ediyorum.Fakat ben bunu ilk maçın heyecanına bağlıyorum.8 sene geçmiş üzerinden,Arda ve Balta dışındaki bütün oyuncuların ilk Şampiyona deneyimi.O kadar olacaktı elbette.

                     
    İspanya maçına gelecek olursak,3 golü bende beklemiyordum açıkçası.Fakat yeneceğiz gibi bir kanıda da değildim.Berabere kalsak bile yeterdi.Neden?Çünkü İspanya'dan bahsediyoruz.Yılların tecrübeli takımı.Kendilerine özgü bir oyun stilleri var ve bunu kırmak o kadar da kolay değil.Buna rağmen çok iyi başladık oyuna.Telafisi olmayan bazı küçük hatalar bize gol olarak geri döndü.İspanya'nın ceza sahasına 23.dakika girebildik ancak.Fakat bu kötü oynayışımızdan değildi.İspanya çok iyiydi.Tabii ki eksiklerimiz vardı,buna rağmen 3.golden sonra bile bırakmadık oyunu.Onlar hepimizin evlatları.Sanki Andorra'ya yenilmişiz gibi bir algı yaratılması beni en çok sinirlendiren nokta.Maç bu.Kazanılır,kaybedilir.Sizlerin oyuncularımızn arkalarında olmayışı birçok şeyi değiştirebilir,olmanız ise her şeyi.

                   
    Belki eleniriz,belki en iyi 3.oluruz.Sonuç ne olursa olsun,her zaman sizinleyiz!

    Descendants of The Sun Dizi Yorumu



                                Selamlar!Daha önceki yazımda diziyi tamamladıktan sonra bir post yazacağımı söylemiştim.Post yazmak boynumun borcu oldu daha doğrusu.5 senedir izlediğim hiçbir dizi bu kadar kaliteli ve izlenilesi değildi.Konularını daha marjinal bulduğum diziler vardı fakat klişeler bir zaman sonra soğutuyordu ister istemez.Ya da oyuncular fazlasıyla kasıntı veya samimiyetsizdi.Fakat bu dizide bahsettiğim bu özelliklerin hiçbiri yok,emin olabilirsiniz.

                               Oyunculardan bahsetmek gerekirse;Joong Ki'den böylesine hayranlık uyandıracak bir performans beklemiyordum.Bildiğim kadarıyla dizi için düşünülen aktör değilmiş zaten.Fakat hepimizi hayal kırıklığına uğratmayı başardı (şükürler olsun).

                               Song Hye Kyo'nun birkaç estetiği vardı sanırım.That Winter The Wind Blows'la karşılaştırdığımda öyle görünüyor.Estetiğe aşırıya kaçmadığı sürece karşı çıkmam.Ve eğer estetik yaptırdıysa,gerçekten yakıştığını söylemeliyim.Oyunculuğuna gelecek olursak,tatlı ve bir o kadar da samimi bir role bürünmeyi başarmış.Joong Ki ile uyumlarından bahsetmiyorum bile.

                              Yan oyuncularımızın aşkları ise başroldekiler kadar izlenilesiydi.Kim Ji Won'un oyunculuğunu beğenirdim zaten ancak burada bir tık daha yukarı çıkmayı başarmış.Jin Goo'yu ise ilk defa izledim ve beğendim.


                              Konusu:Joong Ki bir asker,Hye Kyo ise bir doktordur.Tesadüfen yolları birbirleriyle kesişir ve ikiside birbirinden hoşlanmaya başlar.Fakat bazı anlaşmazlıklar sonucu ayrılmak zorunda kalırlar.Bir zaman sonra Hye Kyo hastane yöneticisine yüz vermediği için Urk denilen bir yere sürgüne gönderilir.Joong Ki 'de oradadır aynı zamanda.Ve olaylar zamanla gelişmeye devam eder.


    Karakterlerimizi tanıyacak olursak:


    Song Joong Ki-Yoo Shi Jin



                  Ordu için özel yapılandırılmış bir ekip olan Alfa Ekibi'nde askerdir.Kang Mo Yeon ile tesadüfen karşılaşır ve ondan zamanla hoşlanmaya başlar.Fakat kontrol edemediği birtakım sorunlar sonunda ayrılmak zorunda kalırlar.Urk'da yeniden karşılaştıklarında,Shi Jin bunun bir mucize olduğunu düşünür.Gururu adına Mo Yeon'dan ne kadar hoşlanmıyor gibi davransa da zamanla hislerine karşı koyamaz hale gelecektir.



    Song Hye Kyo-Kang Mo Yeon



                   Haesung Hastanesi'nde başarılı bir doktordur.Shi Jin'den hoşlanmaya başlar fakat bu ilişkinin bir geleceği olmadığı kanısındadır.Ayrıldıktan sonra tesadüfen bir araya geldikleri Urk'ta,Shi Jin'e karşı hala bir şeyler hissettiğinin farkına varır.



    Jin Goo-Seo Dae Yong



                     Yoon Myeong Jo ile birliktedir fakat Myeong Ju'nun babasının bu ilişkiyi onaylamaması üzerine ondan ayrılmak zorunda kalır.Urk'ta bir araya geldiklerinde aşkları yeniden alevlenecektir.



    Kim Ji Won-Yoon Myeong Jo



                            Seo Dae Yong'u gereğinden fazla bağlıdır,kendinden neden ayrıldığını ise hala bilmemektedir.Kendisini sevmediğini düşünse bile ondan ayrılmamaya kararlıdır.


    Diziyi izlemediyseniz hemen izlemeye başlayın.İzleyenleri ise spoiler kısmına alalım :)


    Not:Bu bölümden sonrası spoiler içerir!



                                      Karnım ağrıyana kadar güldüğüm sahnelerde oldu,ağlamaktan gözyaşlarımın tükendiği sahnelerde.Özellikle Joong Ki ve Hye Kyo'nun ilişkileri gereğinden fazla tatlıydı.Binbir sefer başa sardırıp izlediğim sahneler başında Hye Kyo'nu telefon kaydının yanlışlıkla ifşa edildiği sahneydi.En çok ağladığım sahne ise adamlarımızın öldüğünü sandığımız zamanda Hye Kyo ve Ji Won'un aynı kafeye ayıcıklarla gelip oturmalarıydı.Hastane yöneticisini çok sevdim nedense.Bence bu adam başka dizilerde iyi bir kariyer basamağı oluşturabilir.En önemli kısım ise finali.Güzel bitirilen nadir finallerdendi.Daha özel bölümlerini izlemedim.Belki evleniyorlar belki de kamera arkası görüntüler var.Ona da vakit ayırmaya çalışacağım.


                                     Kısaca düşüncelerim bunlar.İzleyen kesim olarak sizlerin de beğendiğine eminim.Sanırım bundan sonra arkadaşlarımızı Kore dizisi bağımlısı yaparken BOF değil de bu diziyi izleteceğiz...

    16 Haziran 2016 Perşembe

    Mezun Olmuşuz!




                                Önünden geçtiğim her kafe ve otellerde mezuniyet kutlamaları görünce kendi mezuniyetim aklıma geldi.Son dakika bazı sorunların baş göstermesi nedeniyle özel olarak bir mezuniyet kutlaması yapamamıştık.Allah'tan okulumuz bizler için birer kutlama yapmıştı yoksa herkes mezuniyet fotoğraflarına bakıp maziyi anarken ben sadece seyirci olarak kalacaktım bu duruma.Benim için en gurur verici olay ise mezuniyet konuşmasını benim yapıyor olmamdı.Sağolsun arkadaşlarım bu işi benim yapabileceğime kanaat getirdiler.İşin tek zor yanı konuşmayı bir gece önceden yazmak zorunda kalmamdı.Çünkü hocamız sağolsun konuşmayı benim yapacağımı mezuniyetten bir gün önceden söyledi.Canı sağolsun,hep başımın üstünde tutarım.Hala konuşuyoruz hocamla.Fakat bana mezuniyet gününde yaptığını asla unutamam.Mezuniyet konuşmasını önüne getirdiğimde: 'SeRa,beğenmedim bu yazıyı.Senden çok daha iyisini beklerdim.Beni hayal kırıklığına uğrattın.' dedi.Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü.Kutlamaya 2 saat kalmış,o kadar kısa süre içinde nasıl yazacaktım o konuşmayı.Merve'nin yanına gittim:'Hoca beğenmemiş yazıyı,ne yapacağım ben?' dedim.'Aslında güzel yazmışsın,neden beğenmedi ki?' 'Bilmiyorum,nasıl yazacağım şimdi ben yeni bir tane?' Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi.Annem,babam,halam,babannem herkes gelecekti beni izlemeye.Üstelik konuşma yapacağımı da söylemiştim.Hoca ya benden yeniden yazmamı isteyecekti ya da 2 saat içinde başkasına yazdırıp ona okutacaktı.Her iki durumda çıkmazdı benim için.Sinirim bozulmasa yazardım belki bir şeyler fakat hocamdan bu tepkiyi beklemeyince,şaşkınlık ve öfkeyi aynı anda yaşıyordum.Hocanın yanına gittim:'Hocam ben yazamayacağım sanırım.' dedim. Dokunsalar ağlayacaktım o an.Hoca bir kahkaha patlattı:'Yavrum,sen de espiriden hiç anlamıyorsun.Konuşman çok güzel olmuş.Haydi hazırlan da prova yapalım.' Dumura uğamak böyle bir şey olsa gerekti.Bir dakika boyunca hareketsiz bir şekilde durduğumu hatırlıyorum.Sonrası zaten muallak.Mezuniyet bitene kadar ne yaptığımı ise hiç bilmiyorum.


                            Mezuniyetim iyi fakat bir o kadar da garipti.Umarım sizin mezuniyetiniz benimkinden daha iyi geçmiştir.Daha nice mezuniyetlere inşallah!

                       

    Beklenen Kore Uyarlaması:Seviyor Sevmiyor



                             Bu diziyi uzun zamandır beklediğimi söylemeliyim.Acaba bizim senaristler ortaya nasıl bir karmaşa çıkarır diye.Fakat dizinin ilk bölümü beklentilerimin üstündeydi.Tamam,her sahne ama her sahne alıntı olabilir ancak yapılan kurgu çok da kötü değildi.Alıntı olmayan tek sahne, dizi saatini uzatmak için konulmuş havalimanı sahnesi olmuş olsa da onu bile sevdim.Tabii ki orjinal dizimizin eline su dökemez fakat nam-ı diğer Yiğit Balcı'ya ba-yıl-dım.Dizideki kadro acemi biraz.Yaz dizisi olması vesilesiyle sanırım.İlk çekilen sahnelerde biraz tutukluk yaşanmış olsa da hemen kapıvermişler rollerini.Ama 'Puzzle bile mi aynı?' demeden edemedim.Bizim dikizci noona burada 'ikinci kız'a dönüşmüş.İkinci kız demişken,yardımcı aktrisi de beğendim.Samimi bir role bürünmeyi başarmış.Dergimizin ismi de Go Flamingo'ya dönüşmüş.Siwon'un yerini kimse tutamazdı,tutamamış da zaten.Oğlan fazlasıyla zorlama oynamış.Kızı Kore versiyonundaki kadar çirkin yapmamışlar ama çok da gözüme batmadı.Fakat yazacağım yazı için afiş bulmak,yazmaktan daha çok vaktimi aldı.Bu da Türk dizilerine verilen önemin ne kadar dipte olduğunu gösteriyor.


                             Benim tavsiyem,eğer izlediğiniz hiçbir Türk dizisi yoksa (benim gibi) bu beğeneceğiniz ilk dizi olabilir.İlk bölümü izlemelisiniz en azından.İkinci bölüme kadar yüz bin defa yayınlanacağı için,rastlamak çok da zor olmayacaktır.


                              Benden bu kadar.Umarım hislerime tercüman olabilmişimdir.İyi seyirler!

    10 Haziran 2016 Cuma

    2016 Avrupa Şampiyonası-Fransa



                            Bu başlığı okuyanlar şimdi erkek muhabbeti gibi futbola saracağımı düşünüyorlardır.O muhabbete girecek kadar bilgi ve birikime sahip değilim fakat futbolu severim.Özellikle Türkiye'nin olduğu şampiyonaları daha çok...Biliyorsunuzdur mutlaka fakat ben gene de hatırlatayım.Bugün başladı Avrupa Şampiyonası.Pazar günü ise Türkiye'nin gruptaki ilk maçı var,Hırvatistan ile...Şimdi diyeceksiniz neden böyle bir konudan girdin yazıya?Amacım futboldan bahsetmek ya da Türkiye'nin bulunduğu gruptaki takımların değerlendirmesi falan değil.İstesem bile öyle bir değerlendirme yapabileceğimi sanmıyorum.O işin ehli Güntekin Onay'dan başkası değildir.Benim bu konu başlığı altında yazmamın asıl amacı,size eski Avrupa ve Dünya Şampiyonalarını,atılan golleri,yaşanılan sevinçleri bir parça olsun hatırlatmak istemem...


                           2008 Avrupa Şampiyonası'nı hatırlarmısınız bilmem...Semih Şentürk'ün son dakika golüyle,mucize gibi kazanılan o Çek maçını...Gol attıktan sonraki o yüzüğünü ne denli içten öpüşünü...Bütün takımın ona doğru nasıl koşturduğunu...Bizim evimizde nasıl çığlıklar attığımızı,yeri yerinden oynattığımızı,gecenin bir yarısı sokaklarda çalınan kornaları,kutlamaları...Sanırım hiçbirimiz bu kadarını beklemiyorduk fakat sonucun böyle tatmin edici olması hayallerimizin de ötesindeydi.Sonra yarı finalde karşılaştığımız Almanya...Buraya kadar gelmişken bırakmak olmazdı.Bize yakışmazdı.Fakat benim o zamana dair hatırladığım,yanlış hakem kararlarıydı.Belki de abartıyorduk,onu da bilmiyorum.Ancak maçın sonunda yaşanılan o üzüntüyü o gözyaşlarını gayet net hatırlıyorum.10 yaşındaki kuzenim aynen şöyle ağlıyordu:''Anne söyle lütfen tekrar yapsınlar maçı!Sen konuşursan yaparlar anne!Lütfen anne,lütfen!'' Olay bir hayli ironik olmasına karşın kuzenimin ne hissettiğini biz gayet iyi anlıyorduk.Biz de dilerdik tekrarlanmasını fakat öyle bir durumun olmayacağının da farkındaydık.


                           2002 Dünya Kupası'nda en çok etkilendiğim maç Güney Kore maçıydı.Sanki birbirimizin rakibi değil de kandaşı gibiydik.Ki bu dünyada kandaşların bile nasıl birbirlerinin boğazını kestiğine şahit olunurken,durumu böyle ifade etmek öyle gurur verici ki benim için.Güney Kore bayraklarının yanına açılmış Türk bayrakları,yüzlerin bir tarafı Güney Kore bir tarafı Türkiye.Maç sonunda mutlu olan taraf biz olmuş olsak da bize hissettirdikleri o kardeşlik,o kandaşlık duygusu 14 sene sonra bile hala hatıralarımızda yer etmeyi başarmışsa,o zaman her şey bitmemiş demektir.


                          Eğer buraya kadar gelmeyi başarabilmişsek,yeniden yazabiliriz o tarihi...O mucizeleri yeniden gerçekleştirebiliriz.Çok klişe bir söz belki ama,biz bitti demeden bitmez!Haydi Türkiye!